Vicdan Azabı Çekiyorsun Çünkü Vicdansızsın!
Vicdan Azabı Çekiyorsun
Çünkü Vicdansızsın!
Yakın zamanda, bir hocanın Platon felsefesindeki bir meseleye dair yaptığı literatür konuşmasına katıldım. İki saatlik konuşma boyunca hoca hem Platon’dan hem de çeşitli meseleler hakkında konuşma yaptı. Bunlardan bana göre en ilginci, Immanuel Kant (1724, Königsberg) ve hemen sonrasında söyledikleriydi. Kant'ın kritiklerinden bahsettikten sonra şunları söyledi:
“Vicdan azabı dediğimiz şey esasında vicdansızların, olaylar sonrasında yüzleştikleri vicdansızlıklarının ceremesidir. Zaten vicdanlı insan kendisini vicdansız hissettirebilecek hiçbir olaya kolay kolay tevessül etmez.”
Bence hocanın bu sözlerden kastının şudur: Kişinin yapacağı herhangi bir vicdansızlık eylemi sırasında, aklını devre dışı bırakarak ödevini duty bastırması sonucu anlık heva ve hevesinin emrine uyarak hareket etmesi, ahlakî irade ve emirlere terstir. İçinde insan olmaklığını kaybetmemiş bir tarafı varsa vicdan azabı orada meydana gelecektir. Zaten vicdanını kaybetmemiş, rasyonel bilinci her eyleminde faal olan insanlar, böylesi vicdansızlığa mahal verecek bir olaya yeltenmeyeceklerdir! Öte yandan vicdansız insanların olaylar sonrasında yüzleştikleri acıları çekmesi zaten müstahaktır.
Bana kalırsa insanın her vakit vicdanına veya Kant’ın Ödev Ahlakı dediği o şeye bağlı kalmadığı aşikardır. İnsan olşumuz, hata yapabilme fırsatını bize vermektedir. Bu demek değildir ki hata yapmak iyi bir şeydir. Bilakis hatadan veya hataya giden yoldan dönmek, vicdan azabı çekebilmek yani tevbe etmek esastır. Hem zaten vicdansız bir kişinin olaylar sonrasında vicdan azabı çektiğini veya çekebileceğini söylemek çok da doğru değildir. Zira, bu nokta da vicdanlı insanların birtakım menfi olayları yapması ve sonrasında onlar yüzünden vicdansızlık hissetmesi pek âlâ mümkündür. Son olarak, belki sizin de aklınıza şu soru gelmiş olabilir: biz hangi eylemin vicdansızlık hangi eylemin vicdana uygun olduğunu nasıl tayin ve tasdik edeceğiz? Çok basit, alemlere Rahmet Peygamberimizin şu hadisi şerifini aklımızdan çıkarmayacağız, bu hadisi şeriften öğrendiklerimizi unutmayacağız:
“
....
Sen iyilik ve kötülük hakkında soru sormak için geldin.” buyurdu. “Evet!..” dedim. Bunun üzerine üç parmağını göğsüme dokundurarak “Ey Vabisa! Kalbine danış, nefsine danış.” buyurdu ve bunu üç defa tekrarladı. Sonra da şöyle devam etti, “İyilik nefsin yatıştığı şeydir. Kötülük ise -insanlar sana fetva verseler bile- nefsi tırmalayan, sinede gel-gitler / tereddütler meydana getiren şeydir.”
(Müsned, 4/228; Mecmâu'z-Zevâid, 1/175,10/297; Darimi, Büyu, 2; Süyûtî, Câmi’u’s-Sağîr, 1/40)
Yorumlar
Yorum Gönder