Hayvanlarla Konuşmak
Hayvanlarla Konuşmak
Hayvanlarla konuşmak mümkün müdür? Bu soruya cevabınız evet ise, bu konuşmanın nasıllığını da sormamız gerekmektedir. Esasen hayvanlarla sohbet etmek için kullandığımız ortak bir lisân yoktur. Yani bilfiil, karşılıklı iki lafın belini kırmayız. Zira "konuşmak" lisâna bağlı gerçekleşen işteş bir eylemdir iki taraf olmak gerektirir. Bir keramet gösterip, develer bize dile gelmiyorsa, karıncalar ahvalini bize şikayet etmiyorsa ve buna rağmen hayvanlarla bir şekilde konuştuğumuzdan bahsediyorsak bu: sevgi ve hisleşmekten meydana gelen bir tür konuşmadan başka bir şey değildir. Zira hayvanlarla konuşmak için yürürlükte olan tek lîsanımız budur; eğer aklımız ruhumuza ket vurmuyor, görünmeyeni duyumsamaya teşne kalbimiz hâlâ istekle atıyorsa…
(Bu kısım biraz karışık gelmiş olabilir, başta ortak bir dilimiz yok dedim sonrasında bir tür konuşma meydana geliyor dedim. Bu hususta siz değerli okuyucuların beni anlamasına ihtiyaç duyuyorum)
Çocukluk yıllarımın yaz tatillerini Safranbolu'nun Çatak köyünde dedem ve anneannemlerin yanında; hayvanlar içinde geçirirdim. Her çeşit hayvan ve üce dağlara olan hayranlığım da o vakitlerden kalma. O zamanlarda kendimce, hayvanların dilinden anladığımı, hatta çobalığını yaptığım ineklerle muhabbet ettiğimi sanırdım. Mesela “ala inek” isimli ineğimiz vardı, tam 19 yaşındaydı. Düşünebiliyor musunuz 19 yaşında bir inek. Siz olsaydınız mesela, 19 yıl yaşamış bir inekle ne konuşurdunuz, neler anlatırdı size?
Öte yandan, Elmasla da -sadık bir çoban köpeğiydi- neler neler konuşurduk. Ben ona, ruhumun daraldığından dert yanardım o bana geceleyin gördüğü kurtların korkunçluğundan. Dağlar, kuşlar ve kelebekler de bu muhabbetimize dahildi bence. Sonraları okullar açılır da Fatih’e dönünce, civarımdaki hayvan sayısı birkaça düşerdi. Şehirde ne mümkünse onlar olurdu. Bu sebepten şehirdeki hayvanlarla konuşmalarımızdan hatırladıklarım ve hâlen devam eden mutat birkaç konuşmamız şu şekilde cereyan etmektedir:
Bir kuşu yem yerken görsem, içimden ürkmemesi için ona kendimi anlatırım. Zararsızlığımı en sade kelimelerle hızlıca ifade etmeye çalışırım. Yani konuşmamızda kuşu, benden ürkmesi için bir sebebin olmadığına, sıradan bir beşer olduğuma onu ikna ederim. Sonra bir bakışırız -ki bilirsiniz yan bakarlar- sonra usuldan yolumu değiştirir giderim. Kuşun benden emin olarak, korkmadan ve yerinden uçmadan yem yemesini aramazıdaki bu konuşmanın başarısına bağlarım. Sonra mesela, Perşembe günleri Şehzâde camiin iç avlusunda mutat köşemde yatsı ezanının okunmasını beklerken yanı başıma gelen ve sırnaşan kedinin benimle muhabbet etmeye geldiğine, hâlen ve evet şu an bile inanırım.
Öyle ya alemlere rahmet Peygamber efendimiz bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmuşlardır: «Bir defa bir adam yolda giderken şiddetle susamış ve bir kuyu bularak içerisine inmiş, su içmiş. Sonra çıkmış. Bir de baksa bir köpek dilini çıkarmış soluyor. Susuzluktan çiğli toprağı yiyor. Bu adam kendi kendine "bu köpeğin susuzluğu benim susuzluğum derecesini bulmuş" demiş. Ve kuyuya inerek mestini su ile doldurmuş, sonra onu ağzıyla tutarak yukarıya çıkmış ve köpeği sulamış. Allah da ona şükretmiş ve onu affetmiş.» Umulur ki muhabbet ederek yardım ettiğimiz bir hayvan yüzünden, Rabbim bizi bağışlar, cennetine koyar. Çalab bizi Peygamber’in şefâtine nail, her canlıya karşı merhametli, muhabbetli ve kalb kırmayanlardan eylesin.
"Benden zarar gelmez
Yorumlar
Yorum Gönder