mızrak ağartması
mızrak ağartması
dünden kovulmuş yatakla
sayısız uzun geceler arasından demokratça sıyrılan şeb-i yeldâda
kıvranıp yastığı ısırmalar
soluk soluğa kalıp yüzü yastıktan küstürmeler...
bunları elbet bilirim.
bir karşı çıkarmadan sağ kalaraktan kırgınlığıma;
ne bir ateş düşer ne de bir gülümsenme hatrı konar
geçen tren gibi hayat vedasını
çehresine bakılmayan o pis yerlerimde koyar.
ve sanki bir an başka bir boyutta gibi yeniden;
toprak ve sen
iki kaderdaş;
selamın kesildiği mükâteleye tutuşursunuz.
ne soru sormaların yolunda bir kelâm
ne kapı sırası bakınırken hoş bir diş beyazı, yalnız şimdi, angarya zamanı.
perde kapandı...
-güz kapıyı sırlarken, isimler girdi oyuna:
sahne durdu
mevsimler donukladı.
sıra, başka sıraya meydan okudu:
konuş sus konuş sus konuş
iç konuş kalk konuş çok konuş
sus:
sel şimdi yağmamalıydı
işte toprak çekiyor bütün suları.
şerefeler karanlık, bir çift göz gözükmüyor
ve her yerlerden bir uğultu, sesin duyulmuyor
Yorumlar
Yorum Gönder