مناجات و نعتى عشرين
مناجات و نعتى عشرين
yolu yokuş aşağı akan salkımları tüketmeden;
saadeti anlamadan, çöllerin seraplarına dalmadan
önce;
zamana, zamanla gark olmak gerek.
insanlığın evvelden tanık olduğu günlerden bir at sırtı değildi Hira’nın yolları;
azığıyla hergün yorup, bir soluğa borçlandırmayan
Annem ki; hiradan sonraki ilk sığınak
her gece sana bakan dört duvarın, sevinç durağı.
hurma yapraklarından gölgelikler;
çölün, kızıldan entarisinin değişmesini bekliyor
o vakit,
senin yanı başına konan çekirge de asrı saadetten ya
ben,
bir tane olsam,
zerrelerime kadar eriyip
hapsolsam
Seni giz’lemek için eşiğe gelen örümceğe, katık olur muyum?
ve o karanlık gece: pür-i pâk solukların geçerken ağımızın içinden:
hava donsa, ben donsam;
donakalsam zamanın sarkaçları arasında.
hem,
sen bizi hep beklesen
sarılsan, başımızı okşasan
sensizlik yaramızı bakışlarınla onarsan
âhların kırışıklıklarını, bir gülüşünle alsan
ve söz tutmanın acısını yürekten söküp atsan ya!
ey nebi,
keşkeler bizi dört yandan kuşatıyor,
ele geçirecek, yardım et.
sertifikalı yeni model,
seri üretim
duygusuz bireyin gözünden, küredeki bu çabalarımız: boş!
fakat arzda yanan buhurun, meşkteki burun sızlatan tadı;
insan katili çağdaş basımlar arasından
her gece yollara dalıp gitmeler; var kıldı bizi.
günahların sese kadar gelmesi; ne has şeydi şu yüzyıla.
Ey, hilâlin sancağa doğru gebe yüzü
sendin ilk sahiplendiğimiz;
ilk ünsiyet bağını göbekten kestiğimiz.
artık; benden, bir cenâzenin kalktığı bu avluya
yüzümü tekrar döndürme yaRabbi.
şimdi iskeleden katılman duaya,
rüzgarını savurman aramıza
acıları, yalnızca bir kerteye indirecek
fakat, tüm lisânlardan iktibâs bir dil oluşmuş olsa da bu yüzyılda
bunu anlatmaya, bir tek sessizliğimiz güç yetirecek
"أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ"
Yorumlar
Yorum Gönder