Statükolar Şehrinde Dört Gece
Statükolar Şehrinde Dört Gece
Evvela Kudüs'ün neden bu kadar -benim için- önemli bir yer olduğunu kısaca özet geçeyim. Kudüs'le hakiki manada tanışık olmam lise döneme dayanıyor fakat öncesinde ortaokulda ortalama bir ortaokul çağındaki bir gencin ne kadar bilmesi gerekiyorsa sadece ondan biraz fazla şey biliyorumdur o kadar. İşgal altında olduğu, kıblemiz olduğu, kutsal yer olduğu vesaire. Fakat liseye geçince ehemmiyetini yavaş yavaş idrak etmeye başladım. Hatta Kudüs'le ilgili yazdığım bir nesir yüzünden (içinde israil geçtiği için) edebiyat hocamız tarafından tenkit edilmiştim hiç unutmam ve o nesir de duruyor hâlâ. Kudüs hakkında okumalar yaptım, sohbetlere katıldım kısaca bir şeyler öğrenmeye çalıştım. Sonrasında her insanda tabii şekilde ortaya çıkan gidip görme isteğiyle karşı karşıya kaldım. Çünkü maruz kaldıkça maruz olmak istiyor insan. Olaylara kıyısından dahi olsa vakıf olunca Kudüs bir rüya, bir dava oluyor. Tabi ben bu davanın sadece basit bir neferi olmaya çalışıyorum benim sesim ve aksiyonlarım diğerleri kadar kuvvetli değil. Kendi dairem alanında elimden geleni yapmaya çalışıyorum ve bir gün Kudüsün özgür olacağına samimiyetle inanıyorum hepsi bu. İşte bu yüzden önemli benim için Kudüs. "Kanadı kırık kuş merhamet ister" peki ya kanadı kırık şehir ne ister? Dediğim gibi samimiyet ve inanmışlık ister. Samimi ve inanmış olanlardan olabilmeyi nasib etsin Allah cümlemize. Velhasılı kelam o dönem bütçem yoktu bir Kudüs ziyareti için, bu sebeple yarışmalara katılıyordum ödül olarak belki Kudüs turu kazanırım diye fakat bir türlü kazanamadım. Üniversiteye geçince Allah'ın yardımıyla ve birazda burslarımla -abimin de katkısı var elbette- gitmek, görmek nasip oldu. Bundan sonra Kudüsteki dört günde neler yaşadığımızı, nelere şahit olduğumuzu elimden geldiği kadar yazacağım. En son kısımda da gezinin akşamındaki yazdığım notların bir kısmını gün gün yazacağım.
İlk Görüş İlk Bakış ve Sonrası
Havalimanına sağsalim indikten sonra pasaport kontrollerinden geçtik, pcr testini olduk ve şehre gitmek üzre bir trene bindik. Daha sonranasında o trenden inip bir tramvaya bindik "şam kapısı" durağında inince hemen arkamızda kaldı Sahra ilk defa o zaman gördük, bir heyecan bastı bir kalp çarpıntısı, kısaca anlatamayacağım duygular yaşadık. Alelacele hemen hostele gidip eşyaları bıraktık ki hostelimiz Şam kapısına 10 dakika mesafede surların içindeydi. Hemen Sahraya gittik. Girişte sorgulandık, Ürdünlü muvazzaflar(!) da sorguladı tabii. Pek âlâ girdik ve ilk defa bakışımızı da o zaman yaptık. Videoda tepkimizin bir kısmı mevcut fakat o tepkilerde dışarı vurulan bir kısm tepkinin sesleri, içeride neler yaşadığını bir bilseniz keşke. O duyguları benim burada anlatmam mümkün değil, bu şeye benzer: daha önce çilek yemeyen birine çileği tarif etmek gibi ne kadar anlatsanız da anlatın çilek yemeyi bizzat tecrübe etmezse hep yavan kalacak anlatılanlar. Sonrasında içeriye namaz kılmak için girdik, güzelce gezdik her yeri namaz kıldık ve dinlendik biraz. Gariptir insanlar direkt anlıyor Türk olduğunuzu sohbet etmeye çalışıyor, bir şeyler ikram etmeye çalışıyor. Kutsal alandaki her yeri mütemadiyen gezdik oralada olabildiğince vakit geçirmeye, kutsal alanda kalmaya çalıştık. Zeytin ağaçları, açık hava minberleri, minareler, kapılar, binalar, kuşlar ve çocuklar oranın soluyan, canlı bir yer olduğunu saniye saniye hissettiriyor insana. Abim ve ben hiç yabancılık çekmedik şehre, yabancılama veya huzursuz hissetme hiç olmadı bizde. Tamam şehrin sokaklarında yürürken her yere yabancı gibi bakıyorduk ama bu yabacılık, anlam vermeye çalışan yabancı bakış değil aksine hayranlığın yabancı bakışıydı. Yani evlere, yollara, cumbalara bakıyoruz ama o kadar içe siniyor her şey ve o kadar tanıdık ki yabancılamıyor direkt kanıksıyoruz şehri. Evlerin ve dükkanların bir hiza gözetilerek yapılmamış, doğal süreçle ortaya çıkmış oluşu, ara yollardan geçerken hemen kafanızının üstünde beliren bir kemer ya da insanların kendi kapılarının önlerine veya sokalarına koydukları çiçekler inanın o kadar güzel hissettiriyor ki insana ben burada yaşarım diyorsunuz. Bu söylem öyle lafta kalacak bir söylem veya söylenmek için söylenmiş bir şey de değil gerçek manasıyla yaşanabileceğini dile getirir. Ama en çok laneti hırsla tırpanlayamamak koyuyor insana diyor ya İsmet Özel aynen öyle. Kapıda israil polisleri tarafından sorgulanmak, aleni işgale tanık olmak insanı çileden çıkartıyor elimden o an bir şey gelse de şunları yok etsem diyorsunuz demeyi bırakın iliklerinize kadar hissediyorsunuz zaten aşağılanmayı ama o an bir şey yapamamak koyuyor işte.
25.03.2022
Kelimelerin sonu veya bir anlatının sonuna geldim, en başta zikrettiğim gün gün yazdıklarımı da ekleme fikrinden vazgeçtim çünkü yazdığım şeylerin özel şeyler olduğunu düşünmeye başladım birkaç kez okuduktan sonra. Dolayısıyla yayınlamaktan kendimi alıkoyuyorum ediyorum o notları. Fakat lisede yediğim tenkitin fotoğrafını ekliyorum.
İlk baştaki fotoğraf yazdığım ve hocam tarafından beğenilmeyen nesre ait.
kendisi daha sonra yeni bir nesir yazmamı istemişti bir öncekinin üstünü karalayıp fakat ben tamamlamamışım neden olduğunu hatırlamıyorum.
(tarih yok ya lise birin ilk dönemi ya da lise ikinin ilk dönemi)


Yorumlar
Yorum Gönder