Kayıtlar

Şubat, 2024 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Duyumsamak

              Duyumsamak Bazılarımız kendini çok fazla kaptırıyor Yaşamak, hissetmek ve dokunmak için Fakat ne bulunan ne hâkir edilen kalb Bunlara kızarak, kendini suçlamaycak değil Bakın gözlerini silmeyen bulutlara ya da Arnavut kaldırımlarının çukurluklarına mesela. Köşe başından işmar edip duran bir lambayı... Kalblerini çatlatarak yırtan, şunlara da bir bakın Bazılarımız pervasızca ağlıyor Bunca mahlukatın duyulmayan sesleriyle Göremediklerim kulaklarımı çınlatırken Bir akşam üstü batıyor, siyah gölgelerin üstüne.

mızrak ağartması

  mızrak ağartması dünden kovulmuş yatakla sayısız uzun geceler arasından demokratça sıyrılan şeb-i yeldâda kıvranıp yastığı ısırmalar soluk soluğa kalıp yüzü yastıktan küstürmeler... bunları elbet bilirim. bir karşı çıkarmadan sağ kalaraktan kırgınlığıma; ne bir ateş düşer ne de bir gülümsenme hatrı konar geçen tren gibi hayat vedasını çehresine bakılmayan o pis yerlerimde koyar. ve sanki bir an başka bir boyutta gibi yeniden; toprak ve sen iki kaderdaş; selamın kesildiği mükâteleye tutuşursunuz. ne soru sormaların yolunda bir kelâm ne kapı sırası bakınırken hoş bir diş beyazı, yalnız şimdi, angarya zamanı. perde kapandı... - güz kapıyı sırlarken, isimler girdi oyuna: sahne durdu mevsimler donukladı. sıra, başka sıraya meydan okudu: konuş sus konuş sus konuş iç konuş kalk konuş çok konuş sus: sel şimdi yağmamalıydı işte toprak çekiyor bütün suları. şerefeler karanlık, bir çift göz gözükmüyor ve her yerlerden bir uğultu, sesin duyulmuyor